Makaleler

Makaleler (4)

Türkiye Emekliler Derneği Genel Mali Sekreteri ve Tarsus Şube Başkanı Ömer KUNRAZ, Sağlık Uygulama Tebliği ile belirlenen ve her yıl artırılan katkı paylarını, emeklilerin ödeyemez bir duruma geldiğini belirterek, özellikle emeklilerin sağlık hizmetine erişimini zorlaştırdığına dikkat çekti.

Ömer KURNAZ, 18 Mart 2014 tarihinde yayınlanan salık uygulama tebliğinde  (SUT) yapılan değişikliğe göre, mesai saati dışında üniversite hastanelerinde yardımcı doçent, doçent ve profesöre muayene olma durumunda Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ödediği bedelin yüzde 200 fazlasını ilave ücret olarak cepten ödenmesinin getirildiğine işaret ederek şu uyarılarda bulundu:

“Emekliler çalışırken yüzde 11 gibi yüksek oranda sağlık primi ödedi. Anayasamız, sağlık hakkının hiçbir şekilde engellenemeyeceğini güvence altına almasına rağmen, her yıl yeni yeni katkı payları ve ilave ücret artışlarına gidilmesi, sağlık hizmetlerini paralı bir yöne götürdü. Bu uygulama, sosyal devlet olma ilkesine de aykırıdır. Her şeyden önce, sağlık güvencesi, sosyal güvenliğinde bir güvencesidir. Emeklilerin katkı payı ve ilave ücret ödeme gücü yoktur. Her şeyden önce, belli bir yaşa gelmiş ve daha çok korunması gereken emeklilerden katkı payı ve ilave ücret alınmamalıdır. 

Ülkeyi yönetenlerin bu durumu yeniden gözden geçirmeli ve Sağlık Uygulama Tebliği yerine kanun hükümleri esas olmalıdır. Tebliğ hükümlerinde yapılan değişiklikler sağlık sunumunu paralı bir yöne götürmektedir. Bu nedenle, sosyal güvenliğin en önemli sigorta kolu olan sağlık hakkı, en etkin bir şekilde soysal devlet anlayışı kapsamında yürütülmelidir.

Türkiye Emekliler Derneği Genel Mali Sekreteri ve Tarsus Şube Başkanı Ömer KURNAZ, 2014 yılında emekli aylıklarına yapılacak zammın adil bir şekilde uygulanmasını istedi.

Yeni yıl nedeniyle bir mesaj yayınlayan Ömer KURNAZ, statü farkına bakılmaksızın emeklilere eşit bir şekilde yaklaşılmasını istedi ve memur emeklilerine yapılan seyyanen ortalama 145 lira zammın benzer şekilde işçi ve Bağ-Kur emeklilerinden de esirgenmemesi gerektiğini belirtti.

Yeni yıl mesajında şu görüşlere yer verildi:

Sosyal güvenliksistemimizin norm ve standart birliğinin giderek bozulduğunu görüyoruz. Emekliler arasında eşitsizliklere çözüm getirilmesi beklenirken, memur emeklilerine seyyanen zam, işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yüzdeli zamlar yapılması, emekliler arasındaki farklılıkları artıracaktır.

Sosyal güveniğin adil bir sisteme dönüştürülmesi için bütün emekliler tek çatı altında toplanmalıdır. Prim kazançları ve prim ödeme gün sayıları eşit olan emeklilerin emekli oldukları yıllara bakılmaksızın eşit aylıklar ödenmelidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, sosyal güvenlikte tek çatıyı emekliler yönünden getirmediğinden, milyonlarca emekliler bu sistemin değiştirilmesini talep etmektedir.

Açlık ve yoksulluk sınırlarının bilinmesine rağmen, emekli aylıklarında sağlıklı bir alt sınır emekli aylığının olmaması, sosyal güvenliğin koruyucu yönünü zayıflatmıştır. Emekli Sandığı kapsamında taban aylıklar bir sisteme göre yürütülürken, işçi ve Bağ-Kur emeklilerini yoksulluğa götüren emekli aylıklarında karma bir sistem uygulanmaktadır. Bu bakımdan, gelir ve aylıkların hesaplanması ve artırılmasında sağlıklı ve adil olan bir değişiklik yapılmalıdır.

Emeklilerin büyük çoğunluğunun yeni yıla buruk girmesine neden olacak yüzdeli zamlar yerine, 2014 yılı için memur emeklilerinin emsal alınarak, işçi ve Bağ-Kur emeklilerine de seyyanen zam yapılmalıdır.

Yeni yılın, başta emeklilerimiz olmak üzere herkese hayırlar getirmesini diliyoruz. Ülkemizin bütünlüğü her şeyin üzerinde görülmelidir. Siyaset, demokrasimizin vazgeçilmez bir gerçeği olduğu kadar, ayrışmalardan uzak duran, hizmeti temel alan bir yaklaşım gösterilmeli, bir arada yaşamanın değeri bilinmelidir. Sosyal barış, siyaset ile kurulmalıdır. Toplumu kucaklayan parti yaklaşımlarına daha çok ihtiyaç olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Bir arada yaşamanın kıymetini bilmeliyiz ve cumhuriyet değerlerine hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Emeklilerimizin yeni yılını kutlar, 2014 yılının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesi dileriz. Bu vesileyle,  bütün emeklilerimiz Derneğimizin çatısı altında toplanmalı ve güçlerini daha fazla duyurmalıdır.

 

Sağlık hizmetlerinin tek elden yürütülmesi ve sevk koşulu aranmadan hastane seçiminin getirilmesi, bu alanda atılmış olan en önemli gelişmedir. Kamu ve özel hastane ayrımı yapılmadan sigortalı, emekli ve hak sahiplerinin her yere gitmesi, sağlık hakkının yerinde kullanılmasını da teşvik etmiştir. Her şeyden önce, tercih hakkında bir sınırlamanın olmaması, sağlık hizmetlerine ulaşmayı kolaylaştıran bir değişikliktir. Bu uygulama ile yerinde tedavi imkanı sağlanması, Ankara ve İstanbul'a gelme zorunluluğunu da ortadan kaldırmıştır.

Katkı Payları, Emeklilerden Alınmamalı

Bu olumlu gelişmelere rağmen, sağlık hizmetlerinin paralı bir sisteme dönüşmesi ve katkı paylarının giderek bir yük oluşturması karşısında şikayetler de gelmeye başlamıştır. Özellikle, katkı paylarını artıran ödemelerden muayene bedeli, ilaç yüzdeleri ve ilaç farklarının giderek yükselmesi,  emeklilerinin ödeme gücünü zorlaştıran uygulamalara dönüşmüştür.

Muayene bedeli; devlet hastanelerinde 5 lira, araştırma ve eğitim hastanelerinde 8 lira, özel hastanelerde 12 lira olarak uygulanmaktadır. Aynı gün içerisinde ikinci bir bölüme muayene olunduğunda, bu tutarlar belli bir yüzde üzerinden ikinci kez alınmaktadır. İlaç alınması durumunda, ilk üç kutu için 3 lira, sonraki her bir kutu için 1 lira alınmaktadır. İlaç fiyatlarını düzenleyen Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) eczaneler tarafından dikkate alındığından, Kurum tarafından belirlenen fiyatların üzerindeki ilaç farkları cepten ödenmektedir. İlaç yüzdelerine ilave olarak ilaç fiyat farklarının sigortalı ve emeklilerden istenmesi, önemli bir külfet olmaktadır. Bu konudaki şikayetler artmakta ve emeklilere yüzde 10 olarak uygulanan ilaç farkı dışında, ikinci bir ödemenin yapılmaması istenmektedir.   

Genel Sağlık Sigortası ve Farklılıklar

1 Ocak 2012 itibariyle genel sağlık sigortasının uygulanmaya başlanması, her bireyin kayıt altına alınması bakımından olumlu bir değişiklik olmuştur. Bu şekilde, sosyal güvencesi olmayan yeşil kartılar da genel sağlık sigortası kapsamına dahil edilmiş, yoksulluk kriteri ile yapılan testlere göre yoksul olan ailelerin genel sağlık sigortası primleri devlet tarafından karşılanmıştır.

Her bireyin belirlenen kurallara dikkat etmediği durumlarda, kendilerine genel sağlık sigortası primi borcu çıkarılmaktadır. Örneğin, sigortalığı sona erenlere 100 gün genel sağlık hakkı sağlanmaktadır. Bu sürenin sonunda genel sağlık sigortasına müracaat etmeyenlere ise, genel sağlık sigortası primi borcu işlenmektedir. 2012 sonrasındaki süreç incelendiğinde, birey ve genel sağlık sigorta kurumları arasında yeterli bir bilgilendirme olmadığından, sürecin olumsuz yönleri olarak görülmüştür. Sigortalığı bitenlere, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bilgilendirme amaçlı yazışmalar yapılmadığından, bireyler genel sağlık sigortası yönünden borçlu duruma düşmektedir. Bu nedenle, kurulacak olan bir sistem ile sigortalığı sona erenlerin bilgilendirilmesi ve yükümlülüklerinin belirtilmesi yoluna gidilmelidir.

Genel sağlık sigortası ile birlikte getirilen aile hekimliği uygulaması, hasta bilgilerinin tek elden toplanması ve yönlendirilmesi bakımından olumlu bir gelişmedir. Bu uygulama ile bireylerin yönlendirilmesi ve yerinde sağlık hizmetlerinin verilmesi bakımından doğru bir uygulama olarak görülmüştür.

Kız Çocukları Arasında Ayrım Yapılmamalı

Hak sahipleri bakımından 5510 sayılı Kanunla getirilen uygulamalardaki eşitsizliklere itirazlar yapılmaktadır. Örneğin, kız çocuklarının sağlık yardımı alınmasında, 1 Ekim 2008 öncesi ve sonrasında bir eşitsizlik söz konusudur. 1 Ekim 2008 öncesi sağlık yardımı alan kız çocuklarının çalışmaması veya evlenmemesi durumlarında sağlık yardımlarını almaya devam etmeleri 5510 sayılı Kanunun geçici 12. maddesi ile güvence altına alınmış, 1 Ekim 2008 sonrası ilk defa anne veya babası üzerinden sağlık yardımı alan kız çocuklarının sağlık hakları, üniversite eğitimi almaları durumunda 25 yaş ile sınırlandırılması, Anayasanın eşitlik ilkesine bile aykırılık teşkil etmektedir.  Kız çocuklarına bir bütün bakılmalı, çalışmamaları veya evlenmemeleri halinde, sağlık yardımı almalarındaki yaş sınırlamasına son verilmelidir.  Sosyal devlet, bu tür eşitsizlikleri yapmamalı ve eşitliği sağlamalıdır.

Ülke ekonomisinin büyümesi, makro göstergeler bakımından övünülecek bir tablo olarak değerlendirilmektedir. 2010 yılında ekonominin yüzde 8.9 gibi büyümesi, son derece olumlu bir gelişmedir.

Ülke ekonomisin büyümesi iyi analiz edildiğinde, ithalat ağırlıklı bir büyüme olduğu görülmektedir. Yaratılan mal ve hizmetlerin büyük bölümü dışarıdan alınmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında, ekonomik bağımsızlığımızın istenen seviyede olmadığı dikkat çekmektedir. Bu nedenle, uzun vadede dışa bağımlı büyümenin oranı düşürülmeli, ulusal sanayimiz geliştirilmelidir.

Dışa bağımlı ekonomik büyüme, aynı paralelde istihdam da sağlamadığından, sigorta sistemimizde olumsuz yönde etkilenmektedir. İstihdamın yapısı esnek ve kayıtdışı ağırlıklı bir yapıda olduğundan, iş ve sosyal güvenlik hakları da korumasız kalmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu gelir dağlımı sonuçlarını açıkladı. 2009 yılı sonuçlarına göre, alt ve üst sınır yüzde 20 gruplara göre gelir dağılımı eşitsizliği çözüm bekleyen en büyüm ekonomik ve sosyal sorunumuzdur. Nüfusun en yoksul grubu olan birinci yüzde 20'si milli gelirin yüzde 6.1'ni alırken, en zengin son gruptaki yüzde 20, milli gelirden yüzde 44 gibi yüksek bir pay almaktadır.

Bu tablo, ülke insanımızın birçok yönden korumasız kaldığını göstermektedir. Ülke gündeminde açlık ve yoksulluk çözüm bekleyen öncelikli sorunumuzdur. Esas olan, toplumun sosyal güvenlik yönünden koruma altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik sistemimizde birçok yönden eksiklikler bulunmaktadır. Toplumun ayrımsız olarak sağlık haklarına erişmesi, çalışanların emeklilik güvencesine kavuşturulması en temel sosyal politikalar olarak görülmelidir. Bu sistem kapsamında, açlık ve yoksullukla mücadelede “aile yardım sigortası” sosyal güvenliğin bir normu olarak ülkemize kazandırılmalıdır.

Gelir dağılımında var olan eşitsizliklerin çözümü, uzun vadeli ekonomik ve sosyal  kararların alınmasına bağlıdır. İstihdam yapımız hem yetersiz, hem de kırılgan bir yapıdadır. Öncelikle, ekonomik kararların ve büyümenin istihdam ağırlıklı olması gerekiyor. AB sürecinde işgücünün istihdama katılım oranı çok düşüktür. Kadın istihdam da çok yetersiz kalmıştır.

Gelir dağılımını iyileştirmenin en önemli aracı olan soysal güvenlik sistemimiz iyi kurgulanmalı ve uygulanmalıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, emekliler bakımından gelir ve aylıklarda eşitliği sağlayan hükümleri getirmediğinden tek çatı hedefi de karşılıksız kalmıştır. Özellikle, sosyal güvenlik haklarında var olan eşitsizliklere çözüm getirecek olan intibak talebimiz gündeme alınmalıdır.

Bir diğer adaletsizlik de, vergi uygulamalarında yaşanmaktadır. Vergi, gelir dağılımını iyileştiren en büyük ekonomik araçtır. Toplumun dolaylı vergileri eşit bir şekilde ödemesi, ekonomik yönden zayıf olan kesimlerin aleyhine olmaktadır. Emekliler de, harcamalarında KDV ve ÖTV gibi vergileri öderken, sınırlı kazançlarının bir kısmını devlet aktarmaktadır.

Devlet, vergi adaletini sağlayacak düzenlemeleri yapmalı, emeklilerin ek ödeme adı altında yüzde 4 ve yüzde 5 olarak aldıkları oranlar düşük kaldığından, vergi oranlarına göre yeniden belirlenmelidir.